Cep telefonunuza verdiğiniz paranın karşılığını ne kadar alıyorsunuz? Cep telefonu ile internet’in kolaylıklarından faydalanıyor musunuz?
Örneğin; tam ihtiyacınız olduğunda e-postalarınıza ulaşamadığınız oldu mu? ya da otobüs saatlerini kontrol etmek için internet’e erişemediğiniz? bir adresi ararken kaybolduğunuz?
Benim başıma sıklıkla gelen bu sorunları çözen ve gündelik hayatta yoğun şekilde kullandığım ücretsiz üç cep telefonu uygulamasından bahsetmek istiyorum.
Birincisi harika bir internet tarayıcısı olan Opera Mini. Cep telefonunuz ile mini.opera.com adresini ziyaret ettiginizde en güncel versiyonunu (şu anda 4.2) edinebilirsiniz. Size neredeyse bilgisayarınızdan internet’e bağlanıyormuşsunuz hissi veren bu uygulama sayesinde, istediğiniz bilgi her zaman elinizin altında!
İkincisi ise gmail’in mobil versiyonu. m.google.com/mail adresinden cep telefonunuza yükleyebileceğiniz bu harika uygulama ile gmail hesabınıza cep telefonunuzdan olabilecek en hızlı şekilde erişip e-postalarınızı kontrol edebilir, yenilerini anında oluşturabilirsiniz.
Üçüncü ve son olarak tanıtacağım uygulama yine Google’dan. Eğer maps.google.com‘un müdavimlerinden iseniz Google Maps’in mobil halini olduça beğeneceksiniz. Yine Google’ın e-posta uygulamasına benzer şekilde, harita uygulamasını da m.google.com/maps adresinden cep telefonunuza kurabilirsiniz. Küçük bir uyarı; bu uygulama oldukça fazla veri (data) indirimi gerçekleştirir, yani yoğun ya da dikkatsiz kullanımı size pahalıya malolabilir.
Eğer cep telefonunuzdan internet erişiminin pahalı olduğunu düşünüyorsanız, lütfen servis sağlayıcınızın (turkcell, avea, vodafon) sayfasını ve tarifenizi kontrol edin. Ücretler beklediğinizin altında olabilir. Özellikle sadece google’ın e-posta uygulaması için ödeyeceğiniz ücreti oldukça cüzzi bulabilirsiniz.
Son olarak bahsettiğim üç uygulama da cep telefonunuzda Java ortamına ihtiyaç duyuyor. Uzun zamandır cep telefonlarına harici uygulamalar eklenmesine olanak veren bu ortam, cep telefonlarının çoğunluğunda destekleniyor.

Amerikan Başkanı Barack Obama‘nın yemin törenide bir Canon G10 digital fotoğraf makinası ile çekilerek özel bir yazılım sayesinde birleştirildi, sonuç 1474 Mp büyüklüğündeki bu resim oldu. Buradaki birleştirilmiş fotoğraf kaydını gördükten sonra, emaktar Olympus Zu500 makinamı değiştirmek istiyorum. Görüldüğü gibi kalabalık 1990 yılında Pink Floyd’un Berlin’deki konserinden daha fazla.
Alanın ilersindeki at ve üzerindeki kişi heykelinin arkası Obama’ya dönük olmasına rağmen (Susurluk’ta kent meydanında bir heykelin arkası yola dönük diye vatandaş isyanlarda) Amerikan tarihinin en kalabalık insan topluluğu (Times’ın haberine göre) başkan Obama için toplanmış. Birşey dikkatimi çekti kalabalık içindeki sivil ve resmi kıyafetli devlet görevlisi ne kadar? Bence yarısı resmi görevli

Fight Night gibi bir görsel şovdan sonra, EA, facebreaker ile, unutulmaya yüz tutan “eğlence” unsurunu oyunculara tekrar hatırlatıyor. Cesurca tasarlanmış karikatürize karakterlerin her birinin kedine has eğlenceli dövüş teknikleri, yuvalarından fırlayan gözleri ve nihayetinde, kelimenin tam manası ile, “kırılan kafaları” sizi gerçeken güldürecek. Devamı başka yerde..
İş yerimin sağladığı olanak sayesinde, bir haftalığına PS3′üm oldu. Kutunun içinden çıkan oyunlardan biri ise yanda gördüğünüz Resistance: Fall of Man. Kendimi tutamayıp oyunun sonundaki kayan yazıları görene kadar oynadım.
Half-Life ve Halo oynamış biri olarak oyunun konusunun vasat’ın biraz üstü olduğunu söyleyebilirim. Buna rağmen devamı da geçen kasım ayında piyasaya çıkmış. Sony’nin de kendi fps serisini çıkarmasını beklememek şaşırtıcı olurdu zaten. Oyunla ilgili wiki sayfasını incelerseniz, firmanın seriyi nasıl tanıttığı ve ne gibi planları olduğuyla ilgili bilgilere ulaşabilirsiniz. Mesela ben Starbuck’lı bu videolara bayıldım.
Eğer dünyayı daha önce yanlış giden bilimsel deneylerden (Half-Life), uzaylılardan (Halo) kurtardıysanız, bir de virüslerden kurtarmayı deneyebilirsiniz.
Birkaç ilginç yorum aldıktan sonra, aklıma yine bir internet fenomeni geldi. Bu fenomen size çok tanıdık gelmeyebilir ama blog’un sahibi yakın arkadaşımız olduğundan bizim ilgimizi sıklıkla çeker, güldürür.
Konu Alphan’ın Not Defteri‘ne yazdığı küçük bir yazı, bir haber. 2004 yazında yazılmış olan bu yazı o günden bu güne 3000′e yakın yorum almış durumda. Bilmiyorum Türkçe blogların başka hangi birisindeki bir yazı/haber bu kadar çok yorum almıştır.
Fakat eminim kimse hala “Kangal mı döver, çita mı?” sorusuna cevap bulamamıştır.
Ntv kalitesindeki bu dergi, Ayça’nın da “mefulu mefailu zamazingolarından uzak” şeklinde özetlediği gibi, tarihi bilgileri, sıkıcı kronolojik olaylar serisi şeklinde değil, zamanında bizim gibi insanların yaşadığı hayatlar sadeliğinde, biraz da, Cahillikler Kitabı tadında anlatyor.
İlk sayısının kapak konusu, tek başına, onu alıp bir an önce eve götürmeniz için bir sebep olabilir. ilköğretimden bu güne aldığınız tüm tarih eğitimini sorgulamaya başlıyorsunuz.
Atatürk ile ilgili bilmediğiniz şeyler elbette olabilir, peki ya yanlış bildikleriniz!!!
Son Yorumlar