Uzun zamandır masamın üzerinde gezinen ve günlerimi dolduran Sony Ericsson ürünleri; Aino ve Yari dışarıya duyuruldu. Aino’yu biz hep Sara olarak biliyorduk, son anda isim değişikliği geçirdi. Tabi bu isimler ürün gerçekten piyasaya çıkınca standart halini alacak, Frances -> C903 örneğinde olduğu gibi.
İki telefonda oldukça güzel, Aino ise benim favorim her ne kadar geniş ekranı yüzünden yazılımda bize zor anlar yaşatsa da
Sony Ericsson Aino ve Yari ile birlikte bir de Symbian işletim sistemli telefon duyurdu; Satio. Büyük ekranıyla oldukça güzel bir telefon. O da son anda bir isim değişikliği geçirdi, kimin aklına geldi bilmem ama bu telefonun ilk adı Idou idi. Heceleyince pek anlamlı gelen bu kelimedeki değişkliği oldukça yerinde bulduğumu söylemeliyim.

Prison Break’in yeni sezonda aramızda olmayacağını daha önce belirtmiştik. Yeni sezonda iptal olan diziler Prison Break ile sınırlı değil ne yazık ki. Bakalım iptal olan dizilerin yerine neler gelecek, kim bilir belki küllerden yeni bir hit doğar. İşte iptal olan ve yenilenen dizilerin listesi: okumaya devam edin: ‘Emekliye ayrılan diziler’
Bir Zihni Sinir projesi daha geldi aklıma. YouTube sahnesinin hemen altındaki yorumları okumayan yoktur. Şöyle bir yorum okudum “Bu çalan müziğin adı ne?” 10 dakikalık video. Hangisini soruyorsun? Her video, hatta çalma listesi, için bir sohbet odası olsun. Oturum açıp aynı videoyu izleyen kullanıcılar, birbirleri ile eş zamanlı sohbet etsin. Daha ileri götürelim, oturum açıp, o videoyu ilk kim izlemeye başladıysa, makinist o olsun.
Nasıl? (ney nasıl?)
Ukalaca yazılmış bir yazı olarak görülmesin ama birkaç gündür ne zaman Meteoroloji Genel Müdürlüğü‘nün günlük raporlar sayfasına girsem yüzümde küçük bir tebessüm beliriyor.
Geceleri, yani saat 00:00 ile 06:00 arasında güneşli bir gökyüzüne sahip olabilen kaç ülke vardır?
Bu arada yandaki resim Meteoroloji Genel Müdürlüğünün sayfasından alınma, yani bu sorunu giderirlerse, bu yazı size manasız gelebilir.
Dokuz aydır evin bir orasında bir burasında sürüklenen Orhan Pamuk romanı Masumiyet Müzesi‘ni okumayı sonunda bitirdim. Diyecek pek bir şeyim yok, ama benim için sürükleyici olmadığı da sanırım ortada.
Birileri bana muhakkak bu kitap hakkında soru sorar diye başlamıştım okumaya. Fransız birisiyle Sefiller’i konuşmak çok önemliymiş gibi espiri içeren bir film seyretmiştim, onun etkisiyle böyle bir düşünceye sahibim. Başıma sıklıkla gelen de aynı yazarın Kar isimli romanı hakkında sorular almak. Yanlış romanı okudum biliyorum, ama ötekisini okumak için tüm hevesimi de yanında aldı götürdü.
Malumunuz artık internette birşeyler yazmak çok kolay. Bloglar, forumlar ya da en basiti yorumlar. Basit bir üyelik formu doldurarak, istediğiniz isim ile istediğinizi yazabilirsiniz.
Durum böyle olunca, insanın aklına ister istemez, acaba her gün birşeyler okuyup öğrendiğim internet, bir serbest atış platformu mu? Yazılanların doğruluğunu kim garanti ediyor? Gibi sorular geliyor.
Uzun uzadıya, kontrol mekanizmasını açıklamayacağım. Yalnızca bir örnek vermek istiyorum…
okumaya devam edin: ‘İnternet Yazım Denetimi’
Son Yorumlar