Ağustos, 2009 için Aylık Arşiv

2009 Ağustosunun sonu

Öyle bir hesap yaptım;

İsveç’e geleli bir sene olmuş,
yüksek lisansı tamamlayalı iki,
evleneli dört,
üniversiteyi bitireli beş,
çalışmaya başlayalı altı,
liseden çıkalı onbir.

Yirmidokuz yaşına da bir ay kaldı…

Ankara’da 30 Ağustos

Söyleyeceklerimi söylemeden önce, tüm ulusumuzun Zafer Bayramı‘nı kutlarım. Ankara’da, 30 Ağustos Zafer Bayramı kutlama etkinlikleri, sabah saat 9:00 da Atatürk Kültür Merkezi tören alanında gerçekleştirildi. AKM metrodan çıkıpta tören alanına yürüyen kalabalığı görünce çok sevindim. Yol boyunca bayraklar, balonlar, simit satıcıları. Çocukluğumun Susurluk stadında kutlanan bayramlarına benziyordu. Tören alanına ulaştığımda ise durumun biraz farklı olduğunu gördüm. Yetkilisi / sorumlusu kimdir bilmiyorum ama, sırf tören alanına gelme nezaketini gösteren vatandaş oturmasın diye, çimler çürütülünceye kadar sulanmıştı. Lafın gelişi söylemiyorum. Çimler, muhtemelen gece boyunca yediği su ile çürümüş ve güneş ışığını da yiyince, berbat bir koku yaymaya başlamışlardı. Tahmin edin nereler kuruydu? Çiçekler. Evet çiçeklendirilmiş alanlar kupkuruydu!

okumaya devam edin: ‘Ankara’da 30 Ağustos’

Spametre ve Google’ın Mekanik Türkleri

Bir siftahla iki gözlem

Gmail’e göre hesabımdaki istenmeyen mektup(spam) adeti üç aşağı beş yukarı 11536. Bir aydan eskiler otomatik silindiğine göre bu yaklaşık günde 380, saatte 16 spam demek. Allahtan spam süzgeci baya iyi çalışıyor da haftada ancak 5-10 tanesi gelen kutuma giriyor.

Bu 5-10 tanenin 4-9 tanesi ;) ise inatla hafta sonuna denk geliyor.
Artık spamcı amcalarımız hafta sonu fazla mesai mi yapıyor, yoksa Google’ın mekanik türkleri az mesai mi yapıyor, kararı size bırakıyorum.

Alice In Chains: No Excuses

It’s alright
there comes a time
got no patience to search
for peace of mind

Layin’ low
want to take it slow
no more hiding or
disguising truths I’ve sold
something hits me all so cold

Guitar Hero: Metallica’da ilk kez duydum bu şarkıyı, daha sonra bugün Radyo Eksen’de çıktı karşıma. Üstelik Alice In Chains de wikipedia’da günün makalesiydi. Sanırım var bir hikmeti…

Youtube’da dinlemek için…

It’s alright
there comes a time
got no patience to search
for peace of mind

Layin’ low
want to take it slow
no more hiding or
disguising truths I’ve sold
something hits me all so cold

Ne Oluyor Bu Wikipedia’ya?

Takip edenler bilir, Wikipedia’nın kendi iç dinamiğinden doğan kontrol mekanizması beni hep şaşırtmıştır. Kullanıcıların içerik girmede kısmen özgür bırakıldığı, forumlar, bloglar, yorumlar vs. gibi unsurlara nazaran Wikipedia, kullanıcılarını tamamen özgür bıraktığı ve formal bir içerik denetim sistemi olmadığı halde, herzaman içeriğinin kalitesini, istisnaları saymazsak, koruyabildi. Öyle ki, bu yaklaşımı, Web 2.0 diye adlandırılan kavrama öncülük etti. Ama sanırım işler değişmeye başladı…

okumaya devam edin: ‘Ne Oluyor Bu Wikipedia’ya?’

Heavy Rain


Alan Wake’ten  bahsetmişken, Heavy Rain‘i atlamak olmaz. Oyun, 2010′un ilk çeğreğinde yalnızca ps3 için piyasaya sürülecek. Oyun içi videolarını da inceleyince, trajik bir hikaye ile karşı karşıya kalacağımız hissine kapıldım.  Oyunlarda dram olayına pek alışkın değilim. Bakalım ne olacak? Bir kaç inceleme sitesi oyun türü için “interaktif drama” tabirini kullanmış. Haksız da sayılmazlar.

Türk Biberi

Yabancı arkadaşlarla bir akşam oturuyorduk ki kendi aralarında geçen sohbetlerinde “Türk biberi” lafının geçtiğini duydum. Hemen konuya müdahe ettim tabi “O ne demek?” diye. Benim hızlı çıkışım ve bu kelimenin anlamını onlara soruşum biraz şaşkınlık yarattı masada. İlk defa mı duyuyorsun dediler, evet dedim. Onlarda şaşırdı. Bir çeşit şekermiş. Onlar kendi yaptıkları alkollü içeceğe koyuyorlarmış. Bu şekerinde Türkiye’den geldiğini sanıyorlarmış.

Daha sonradan öğrendiğime göre Türk Biberi (Tyrkisk Peber) bir Danimarka icadı. Bu kuzey ülkelerindeki insanlar birşeyleri başka ülkelerin ardından adlandırmaya bayılıyorlar. Mesela fransız bir arkadaşım buralarda Fransız sosislisi olarak adlandırılan yiyeceğin aslında Fransa’da bulunmadığını söyledi. Gerçi onlar da “french fries”a “belgium fries” diyorlarmış.

Şekeri benim daha deneme şansım olmadı ama ilk karşılaştığımda fırsatı değerlendirmek istiyorum. Uçan Sandıktan sonra Danimarka’dan ikinci yazıyı da böylece ekleyebilirim.

Tyrkisk Peber