Daha önce gittiğim fakat yarısında salondan ayrılmak zorunda kaldığım, senaryosunu ve yönetmenliğini Can Dündar’ın yaptığı “Mustafa” filmine yapılan eleştirilerin artmasından dolayı 8 Kasımda tekrar gittim.
İlk olarak belirtmek isterim, Goran Bregovic’in bestelediği müzikler hiç aklımda kalmadı. Filmin ilk yarısının sonlarına doğru uykum gelse de arada kendimi topladım. Film bana bilmediğim bir şeyi öğretmedi, Kemal Paşa’nın sözleri ve notları doğrudur fakat filmde Can Dündar’ın sesinden yapılan yorumlar ve senaryodaki bağlantılar beni irkiltti.
Film hepimizin ilkokulda öğrendiğimiz klasik karga kovalama eylemiyle başladı, Annesine darılmasından bahsediliyor, Kemal Paşa’nın askeri okula gitmesi ve Kurmay Yüzbaşı olarak İstanbul’a gelmesi daha sonra hapse atılması ve Şam’a sürülmesi, 25-30 sn. kadar Çanakkale’den bahsedilmekte, uzunca parçalar halinde Coline ile yazışmaları okunuyor, Sofya’ya Osmanlı Ataşesi olarak gidiyor, Erzurum yollarından geçerken daha sonra evlat edineceği Abdurrahim’i yanına alıyor, Vahdettin’in “Paşa vatanı kurtarabilirsin” demesinden sonra Anadolu’ya geçmesi, Kürtlere özerklik verilmesi gerektiği düşüncesi açıklanıyor, İslam âleminin ve Komünizmin birlikte emperyalist güçlere karşı koyacağını yazıyor, Ankara’ya geldikten sonra Hilafetin kaldırıldığını açıklamasından 1 hafta sonra Meclisin açılışını Cumaya çekmesi ve Hilafeti kurtarmak için Meclis’in açıldığını beyan eden bir konuşma yaptıktan sonra Büyük taarruzu söz verdiği gibi 15 değil 14 günde tamamlamasından sonra, Hilafetin, tekke ve zaviyelerin kapatılmasını çocukken yediği dayağın intikamı aldığı şeklinde söylenmesinden sonra bende kayış koptu, bundan sonrasından bahsetmeden eleştirilere geçiyorum.
Film ile ilgili tespit ve düşüncelerim;
1. Gittiğim sinemada yetişkin insandan çok çocuk vardı. Mustafa filminde yaş sınırı işareti yoktu, Kültür Bakanlığı’nın konuyla ilgili yaptırımını merakla bekliyorum.
2. Özel hayatına o kadar girmiştir ki filmde aşkları anlatılmıştır. Hangi delikanlının hayatında kadınlar yok ki. Önemli olan Ahlaklı oluşudur. Ahlaklı oluşu ön plana çıkarılsaydı daha doğru olurdu sanırım. Bazı yorumlarda karşılaştığımın aksine karı, kıza düşkünlüğü vurgusu filmde yoktur. Unutmamalıyız ki Manastır’dan İstanbul’un şaşalı yaşamının ortasına düşmüş iken, bu şaşalı yaşamı idealleri uğruna terk eden Kemal Paşa’dır. Cepheden Cepheye koşmuş, gönüllü olarak Trablusgarp cephesine gitmiştir. Yaşamını vatanına adamıştır.
3. Osmanlı Padişahı Vahdettin’in “Paşa Memleketi kurtarabilirsin” dedikten sonra konuyu orada bırakmak ve Kemal Paşa’yı Samsun’a çıkarmak. Can Dündar’ın konuya hiç yorum yapmaması (Büyük taarruzun stratejisini Kartacalı Hannibal’ın Roma’ya uyguladığı stratejinin aynısı olduğu yorumunu yaparken – bu konuya bir madde olarak değineceğim) vatanı kurtarmak için Padişahın Kemal Paşa’yı görevlendirdiği izlenimi verir ki bu Tarihi bir yanılgıdır. Filmde de açıklandığı gibi İngiliz Gizli Servisinin Kemal Paşa’nın İstanbul’dan uzaklaştırılması gerektiğini bildirmesi üzerine Anadolu’ya işgal kuvvetlerine karşı çıkan ayaklanmaları bastırması için gönderilmiştir. Aynı Padişah yine İngiltere’nin isteği ile Kemal Paşa’yı görevinden azletmiş ve idam fermanı çıkarmıştır.
4. Hilafeti kaldırması, tekke ve zaviyelerin kapatmasına “Çocukken Kaymak Hafızdan yediği tokatın intikamını almıştı böylece” demesi tarihi saptırmaktan öte bilinçlidir, bilinçli değil ise Senaryoyu yazanın aklından şüphe ederim (tam anlamıyla rezalettir). Kemal Paşa hayatı boyunca insanın akıl ve bilim ile kendi kendini yönetmesi gerektiğini ve kendi dışında kalan bir insanı bile etkilemediği ve zarar vermediği sürece istediği inançla yaşayabilmesini savunmuştur. Laiklik bundan vardır, İnsana saygı için var.
5. “Mavi gözlü ve buğday tenli bir çocuk bulamadığımızdan Yunanlı bir çocuk oynaktık”. Çocuğun yüzünü hiç göremedim (fark eden var ise bana yazsın). Neden Yunan Çocuk?
6. Annesi’nin ikinci evliliğini yapmasından sonra alıp başını giden bir çocuk yorumu yapılmakta. Ancak Kemal Paşa bu duruma üzülmüştür her çocuk gibi fakat askeri okula ve İstanbul’a gitmesi idealleri uğrunadır.
7. Karanlıktan korkar, gaz lambasıyla yatardı, yüzü gözü is içinde kalmış ve zehirlenmişti. Evet o zamanlar maalesef gece lambaları yoktu, bir çok insan sabahları yüzü gözü is olmuş bicimde uyanırdı. Karanlıktan korkması Osmanlı İmparatorluğu’nun içinde bulunduğu karanlık olmasın? Vatanında aydınlığa duyduğu özlemdi belki gaz lambası.
8. Büyük Taarruzun Kartacalı Hannibal’ın Romalıları yenerken kullandığı taktik olduğunun söylenmesi. Sakarya nehri tepelerini kaybeden Türk Ordu’suna “Hattı Müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır ve bu satıh tüm vatandır.” diyerek Yunan ordusunu durdurduktan sonra püskürten Komuta’na haksızlıktır. Unutmayınız Hannibal tüm savaşları kazanamamış bahsedilen taktik ile sadece II. Pön savaşını kazanmış, Kartacada Romalılar tarafından Kartaca ordusu ezildi ve Kent yakıldı, sonunda Britanya’ya giderek Askeri saraylarda danışmalık yaptı (Vahdettin aklıma geldi) Roma askerleri tarafından yakalanacağını anlayınca yüzüğündeki zehri içerek ölmüştür. Büyük ihtimalle Kemal Paşa Kartacalı Hannibal ile Roma savaşının taktiğini biliyordu, yararlanmış olabilir, örneğin Hannibal’ın kullandığı filler yerine yoğun top ateşini kullanmıştır benzetmesi yapılabilir, ancak Unutmamalıyız ki Büyük Taarruzu planlayan ve Kocatepe’den yöneten Mustafa Kemal Paşa’dır.
9. Kürtlerin vatan içinde Özerklik verilmesi düşüncesinden bahsediliyor. Yorum yine yok havada kalıyor. Aynı İnsan “Kürtlerin ayrı bir devlet kurmaları veya ayrıcalık verilmesi devletimizin mahvına sebep olur” da demiştir. Kemal Paşa hayatı boyunca Türk Milletinin (Laz, Çerkez, Azeri, Kürt vb.) yüce bir millet olduğunu vurgulamış, İslamiyet’ten önce de var olduğumuzu ortaya koymuştur. Hey hat Çin Set’inin yapımının bir nedeni de Türklerdir (bu cümle bugünün düşüncesiyle değil 2500 yıl öncesine göre algılanmaya çalışılsın). Tabi bu cımbızla söz çekmekten Nobel ödülü alabilir Yazar.
10. Kemal Paşa’nın yalnız kaldığının söylenmesi. Kemal Paşa kendini yalnız hissetmiştir, yanında onun gibi düşünen, onun yaptıklarını yapabilen olmadığından yalnızdır, tüm dünya 20. yy lın dâhisi demiştir. Dolayısıyla zamanında yalnız olması normaldir. Bakın bugün bile yalnız değildir.
11. Avrupa basını Kemal Paşa’yı diktatör olarak lanse etmiştir. Evet Avrupa basın bunu yazmıştır, fakat el insaf aynı Avrupa basını Neue Freie Presse “Büyük düşüncelerin adamı, bir devlet mimarıydı”, Stipsi Gazetesi “Bu Türk Milleti yastadır. Çünkü yeni Türkiye’nin yaratıcısı olan eşsiz şefini kaybetmiştir. Atatürk eski Türkiye’den modern bir devlet çıkarmıştır.”, Excelsior Gazetesi” Atatürk büyük bir şahsiyet, çok büyük bir komutan, politik bir dehadır.”. İnternetten ararsınız bunların binlercesine rastlarsınız. Fakat Can Dündar’ın sadece gazetelerin bir bölümünün yazdıklarına yer vermesi nedendir?
Bu film fikirlerimizi gözden geçirmek ve tazelemek için yararlıdır. Çocuklara kesinlikle seyrettirilmemeli, üniversiteye gittiklerinde seyretsinler. Can Dündar’ın Nobel kazanması muhtemel, yorumlarını kesinlikle tasvip etmiyorum.

Tebrik ederim, konuyla ilgili onca yazi / elestiri okudum ancak en aydinlatici olani bu idi. Olabilecegi kadar da objektif bir yaklasim hissi veriyor.
Ancak tarihsel tespitlere referans icerseymis daha iyi olurmus.
Tesekkurler
Filmi izleme fırsatım olmadı ama onca eleştiriyi okudum sizin eleştirinizin tek farkı “o öyle değildi böyleydi” tarzında yaklaşımınız olmuş. Çokta faydalı olmuş körü körüne eleştirmenin kimseye yararı olmazdı zaten.
tebik ederim çok güzel özetlemişsin…MUSTAFA diye yazılması isimlendirilmesi bile beni yeterince irite etmişti… o MUSTAFA KEMAL ATATÜRKTÜR… ağzına sağlık
Can Dündar’ın Sarı Zeybek adlı belgeselini izlediğimde Romantik edebiyata meyilli bir Atatürkçü olduğu izlenimine kapılmıştım… İlk kafa karışıklığım Cemaatler hakkında yaptığı bir programda Cemaatlerin tarikatlerin varolması gerektiğini kabullenip ve herkesçe kabul gören bir durum olduğunu varsayarak sorular yöneltmesiyle oldu…
Sinyalleri gelmeye başlamıştı karşıdevrimcilerle flörtünün… Bu belgesel ise tüy dikmek oldu sanırım…