Sonunda bugün Nurdan’ın da yardımıyla (kameraman kendisidir, ilk videoda ki acemiliği için kusura bakmayın) Tuna parktaki tavşanlardan biri ile ilk kapışmamı gerçekleştirdim. Açıkçası ısınma turu olarak düşünelim bu mücadeleyi. Çünkü o yılların tavşanı, benimse böyle bir iddiam daha önce yoktu (tabi ki doğru değil). İkinci videodaki ellerimi sallamamın tavşanı korkutmak ile bir alakası yok, tamamen biraz sonra olacakları önlemek için…
Efendim, Çevik tavşan siz keyifle seyredin diye takdim eder; “Tavşan Utku’ya karşı”. (Özellikle ikinci video diyorum)
okumaya devam edin: ‘Tavşan Utku’ya karşı’
Tam dört gecedir uyuyamıyorum. İlk başlarda sebebini anlayamamıştım. Ev özlemi, yalnız kalmak, vs… Sıkıntıdan uyuyamadığımı düşündük. Sonra biraz araştırınca gerçek ortaya çıktı, sebep iş yerindeki kahve makinasıydı. Ben işyerinde umuma açık olan süper kahve makinasıyla çok fazla dost olmuşum. Bedava kahvenin – ki makina kahveyi anında öğüterek istediğiniz gibi servis yapabiliyor – kurbanıymışım. İki gündür iş yerindeki mutfağa uğramıyorum ama kafeinin etkisini hala üzerimde. Hiç bir zaman bu kadar uyanık olduğumu hatırlamıyorum.
İlk hafta sonunda genel olarak oluşan intibayı aktarıyorum.
Alış veriş etmek çok zor. Sütü almayı başardım ama garanti olsun diye iki farklı kutudan da almıştım, biri az yağlı %1,5 diğeri ise yağlı %3 çıktı. Hiç bir şeyin üstünde ingilizce ya da türkçe açıklama yazmıyor. Kasadaki kızların ne dediğini anlayamıyorum, yazarkasanın ekranından okuyorum.
Hava beklediğimden güzel gidiyor. Sıcaklık hafta boyunca 15 – 20 °C arasında seyretti.
TV berbat. Şu anda bulunduğum apartman dairesinde (villa kırpıntısı) sadece dört kanal var ve işe yarar bir şeye denk gelmek imkansıza yakın.
İş yeri mükemmel. Hidrolikli masanın yanında öğle yemeği ve sürekli hazır duran kahve makinası neşe dağıtıyor.
Son olarak; herkesin ingilizcesi çok kötü, kimse benim ne dediğimi anlamıyor
Bu arada Flickr‘da bir foto günlük oluşturmaya karar verdim, becerebilirsem her gün yeni bir fotograf ekleyeceğim.
Sabah gezisini tersten anlatıyorum.
Malmborgs Tuna‘dan süt diye aldığım şey yine kefir çıktı fakat bu sefer ki adı Filmjölk. Bana mjolk al demişlerdi. Budur dedim, değilmiş. Bu kefir benzeri sıvılar tüm yaşam sevincimi almaya başladılar.
Şehir meydanından geçerken pazarı farkettim. Pazar tezgahlarında niye mankenleri çalıştırdıklarını anlayamadım.
Kjell’e uğrayıp, laptop için mikrofon aldım.
Mikrofon almaya giderken ikinci el eşyalar satan bir dükkana uğradım fakat kayda değer birşey çıkmadı, genellikle ev eşyaları vardı.
Evden çıktıktan kısa bir süre sonra yol kenarında satış yapan insanlarla karşılaşmaya başladım daha sonrada bit pazarı diye tarif edebileceğim bir sokaktan geçtim.
Öncelikle bunlar tavşan değil hare imiş. Yavrusu çok hızlı, yakalayamadım. Türkiye’den kedi getirip buralara salmak gibi bir fikir geçti aklımdan.
Lättfil’e kefir demek doğru sayılmazmış. Sabahları mısır gevreğinin üzerine dökülüp bal ya da şeker eklenerek yenilebilirmiş.
Süpermarketten süt diye aldığım şey kefir (Lättfil) çıktı. Suç bende değil ama, hiçbir kutunun üzerinde İngilizce (ya da Türkçe) bilgi bulunmamakta ve çok fazla çeşit ambalaj mevcut.
Herkes birbirine benziyor. Bizim uzak doğulular için ellerimizle gözlerimizi iki kenara çekerek yaptığımız benzetmeyi burada herkes ‘sarı’ olarak yapabiliriz. İlk geldiğim gün aynı kişiyi farklı yerlerde üç defa gördüm sandım.
İşe giderken geçtiğim parkın içinde kocaman bir tavşan var. Kahverengi. Sanırım kendime bir arkadaş buldum. Bir de yılbaşına aç kalmam.
Son Yorumlar